2001 yılında kurularak ilk seçimlerinde iktidara gelen AKP, demokrasi vaat etmiş yoksulluğa, yasaklara ve yolsuzluğa (3Y sloganı) son vereceğini belirterek seçimlere katılmıştı. Dönem itibariyle solun iç tartışmaları devam etmekte ve memleketin üzerine çöken çaresizlik beyaz sarayın odalarında kurulan AKP’yi halkların nezdinde bir umut, bir çare olarak ön plana çıkarmıştı. Ne var ki geçen 15 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ortaya çıkan en büyük yolsuzluklar, yoksulluklar ve yasaklar AKP döneminde meydana gelmiş, demokrasi vaat eden AKP siyasal İslamcı bir rejim ortaya çıkartmıştı.
2013’te kendi hocalarıyla yaşadıkları ‘paylaşım savaşı’ AKP’ye 17-25 Aralık sürecini yaşatmış ve Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük yolsuzluk furyasını gözler önüne sermişti. Çocukların, damatların, hatta torunların gemileri, ayakkabı kutuları, milyon dolarlarca lira paraları ve para sayma makineleri ülkenin tarihinde koca bir leke olarak yer edinmişti.
Ardından her geçen gün özelleştirmelerle, yap-işlet-devret projeleriyle ekonomiyi emperyalizmin avucunun içine bırakan AKP, günden güne planlı bir biçimde üretenle yöneten arasındaki açı farkını büyütmüş emekçi halkları yoksulluğa muhtaç hale getirmeye çalışmıştır. Memleketin emekçi, üreten kesimi açlık sınırında hayatta kalmaya çalışırken iktidarın en geniş çeperi bile şatafatlı hayatlar sürmekte saraylarda saltanatlar için de yaşamaktadır.
AKP iktidarının 3 Y’si arasında yasaklar 4.Murat dönemini aşan bir noktada 3 Y arasında en parlak yerde konumlanmıştır. İlk önce özgürlükler diyerek liberal kanattan aldığı destekle kendine taraftar toplayan AKP, 2017 Türkiye’sinde facebookta bulunan ‘pride’ emojisini bile yasaklayacak derece de bir saldırganlığa bürünmüş, Nuriye ve Semih’in ‘yaşama’ hakkını yasaklayan, grev hakkını-sendikal hakkını- kullanan emekçiyi ihraç eden hapse tıkan, üniversitelerde yükselen demokratik bir eğitim talebini bastıran, tekeline aldığı YÖK’le öğrencileri okuldan uzaklaştıran, ülkenin ilerici unsurlarının yetiştiği üniversitelere ülkücü-faşist çetelerle kurduğu işbirliği ile saldıran (son olarak Cebeci’ye yapılan saldırılar aşikardır) ve memleketi yasaklar ülkesine çeviren bir pozisyonda adında yer alan Adaleti pazarlamaya çalışan bir rejim inşa etti. Bu rejim bugün ABD destekli bir siyasal İslam temelinde Ortadoğu’da kan musluklarını sonuna kadar açan, karnını akan kandan doyuran bir iktidar için asla bulunamaz bir fırsat.
15 yıldır adım adım ülkeyi getirdikleri noktada ADALET ve KALKINMA adını taşıyan AKP, kalkınmayı emperyal güçlerin yap-işlet-devret projeleriyle 2008’den bu yana hazinenin en yüksek borçlu dönemini yaratan bir iradeyi açığa çıkarmak sanıyor. Bu irade yoksul halkın kullandığı elektrikten izlemediği TRT payını, çöp toplayan yoksul çocuklardan çöp toplama vergisini esas kılacak pişkinlikte. Bayram tatillerin de köprüleri ücretsiz geçişe açamayacak kadar dış güçlerin tekeline teslim olmuş AKP, adındaki KALKINMA’nın hakkını verir nitelikte(!)
Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Enis Berberoğlu’nun tutuklanması üzerine ülke genelinde  ‘Adalet Yürüyüşü’nde İzmir’den ve Ankara’dan yurttaşlar İstanbul’a yürüyüşlere başladı. Adalet talebiyle Enis Berberoğlu’nun tutuklu bulunduğu Maltepe Cezaevine K.Kılıçdaroğlu’yla beraber ”yürüyen” yüzlerce insanın tek talebi ADALET olmasına rağmen MHP Genel Başkanı tarafından tehditlere maruz kaldı. Bu tehditin ardından %50(-)’nin başbakanı aşağılamalar ve tehditlerle bayrağı MHP Genel Başkanı’ndan devraldı. Ülkede bir dip dalga yaratma tehlikesi olarak gördükleri adalet yürüyüşü HAYIR’ın potansiyelini yeniden birleştiren bir unsur oldu. Adalet yürüyüşü, AKP’ye ”15 yıl yeter” diyen tüm kitlelerde bir yankı uyandırdı. Maçka parkında olduğu gibi memleketin dört bir yanında ADALET nöbetleri tutulmaya başlandı. Malumdur ki Adalet Yürüyüşlerini kendileri karşısında bir tehlike olarak görmeye başladıkları an tıpkı 31 Mayıs 13’te yaptıkları gibi saldırıya geçecekler. Toplumda biriken öfke açığa çıktığı an karşı bir tepki koyacaklar. Belki PKK, belki FETÖ, belki DEAŞ, belki besledikleri IŞİD diyecekler yürüyen insanlara. Fakat Türkiye toplumunun kısa bir süre sonra yeniden görmüş olduğu gibi ülkenin ilerici devrimci unsurları dimdik ayakta! Zalimin zulmü karşısında sessiz kalmayacak bir irade, Hayır’ın iradesi dimdik ayakta. Bu biriken dinamik, bu biriken öfke ne memleketi ”Yolsuzlukla yoksullukla yasaklarla mücadele etmeye geldik” diyen gerici, şeriatçı halk düşmanı bir iktidara teslim edecektir ne de Manisa’da zehirlenen askerler için araştırma komisyonuna hayır oyu veren ve milliyetçilik yalanlarıyla AKP’nin can simitliğini üstlenen faşist çetelere geçit verecektir.
Burada gençliğin omuzlarındaki birleşik mücadele görevi dünden daha önemli bir nokta da yer almaktadır. Gençlik emperyalist politikalarla, yolsuzluklar ve yoksulluk içinde, yasaklarla KHK’larla OHAL koşullarında yönetilmeye çalışılan bir ülkede yeni bir yol açacak güce sahiptir. Devrimci Gençler bu coğrafyanın ilerici unsurlarının garantörü olmaya devam edecektir. Gençlik gemi batarken dümeni tutma yarışı yapmayacak üstüne düşen sorumluluğu yerine getirecektir. Bu davet bizim. Birleşik Bir Gençlik Hareketi İçin İleri!