AKP medyayı iktidarı döneminde hızla ele geçirdi. Önce kendi medyasını oluşturdu. Yeni gazeteler, yeni televizyon kanalları kuruldu. Bu kurulan televizyon kanalları ve gazeteler devlet kurumlarının reklamlarından en büyük payı aldı. Sadece sıfırdan kurarak yaratmadılar kendi medyalarını, bazen de iş yaptırdıkları, rüşvet aldıkları her zaman kendi finansörleri olan ama aslında onların yarattığı iş adamlarından toplandığı paralarla havuz medyasını oluşturdu AKP. Bu medya organları yoğun gündemlerde haberin altına aynı KJ’yi yazdı, onlarca farklı kanal bir haberi aynı şekilde taraflılık içinde verdi. 10 farklı gazete aynı gün, aynı manşetle çıktı. Kimi zaman da AKP’nin muhaliflere parmak sallayan medya tetikçileri tarafından hedef gösterilen gazeteciler cezaevlerine atıldı. Hala birçok gazeteci delilsiz iddialar ile cezaevinde ve özgürlüklerinden mahkum.

Neden peki?

AKP kendisini köşeye sıkıştıran her medya organına karşı taarruza geçiyor.Erdoğan meydanlarda gazetecileri yuhalatıyor, ardından sabah gazetecilerin evleri basılıyor bir sonraki gün gazete bürolarında polis arama yapıyor ve sonra çıkarılan bir KHK ile kayyum atanıyor ve ya kapatılıyor. Türkiye’nin medya karnesinde notları pek zayıf. Erdoğan kendisine muhalif her gazeteciyi adeta azarlıyor, bir başka gün göreceksiniz ,bir başka gün ise hesap vereceksiniz tehditleri ile meydanlarda alkışlanıyor.

Sokakta da durum farklı değil. Gazeteciler bir polisten dayak yedi birde AKP’nin militanlarından. Erdoğan toplumda yarattığı algıyla kendi istediği gibi haber yapmayan yani aynı manşetle çıkan ve her birinin tirajı muamma olan gazetelerde çalışmayan, AKP aleyhine haber yapan herkese düşman oldu bir anda. Bu sıkışmışlık içerisinde Gezi isyanı ile beraber bir anda Twitter fark edildi. Çok hızlı bir iletişim aracı olan, anında haberin paylaşıldığı, anında habere ulaşılabilen ve hatta canlı yayın yapılabilen ve herkesin gazetecilik yaptığı bir mecra.

Twitter benzeri diğer uygulamalar, bloglar, siteler Erdoğan’ın sadece benim istediğimi duyacaklar, yazacaklar ve sadece ben baskısını bir anda altüst eden Gezi Direnişi ve sonrası. Hiçbir medya organında yani televizyon kanalında ve gazetelerde sokakta direnenler gösterilmezken veya gösterilse de terörist damgası, piyon ve uşak tarzı AKP yaftalarıyla, nefret söylemiyle yansıtıldılar. Erdoğan sosyal medya karşısında çok fazla duramadı çünkü afalladı, ne yayacağını şaşırdı ve en ufak bir hareketlenmede çözümü interneti yavaşlatma, erişimi kısıtlama gibi yöntemlerde buldu. Odasında,yatağının kenarında, masasının yanında veya yanında taşıdığı uzaktan kumanda ile istediği zaman interneti kapatıp açtığı VPN ve diğer yöntemler ile sosyal medyayı kullananlar dalga geçerek bizi durduramazsın burası bizim medyamız dediler ve diyorlar.

AKP şimdi de çıkarmak istediği yasa ile internet ortamında yapılan yayınları denetim altına almak istediğini açıkladı. Bu kanun ile sosyal medyada yapılan canlı yayınları da denetim altına alarak görmesinler, duymasınlar diyor parmak sallayan adam. Birçok kurum, işsiz gazeteciler bu yöntemi kullanarak seslerini duyuruyor. İşsiz gazeteciler canlı yayınlarında gündemi yorumluyor. Bir başkası gittiği eylemden ve ya mitingden canlı yayın yaparak sesini daha geniş kitlelere ulaştırmak istiyor. Bir başkası da gittiği eylemde polisin saldırısını canlı yayınlayarak polis şiddetini göstermeye çalışıyor. AKP bu yasa ile halkın televizyonu, halkın kanalı olan sosyal medya üzerinden yapılan canlı yayınları kesmek istiyor. Yani halkın kendi yarattığı haber alma ve haber iletme alanına müdahale ederek yeniden şunu söylüyor AKP milletvekilleri: parmak sallayan adamın istemediği hiçbir şey gösterilmeyecek, yayınlanmayacak.

Bunu söylerken unuttukları tek şey bu yasayı geçirseler bile yeni bir yol, yöntem ve kanal bulunacak açılacak hem de tahmin ettiklerinden çok kısa bir sürede. Geçtiğimiz 5-6 yıla bakarak böyle bir öngörüde bulunmak zor değil. Ancak biz bununda karşısında olarak, sessiz kalmayarak muhalif medya unsurlarını tehdit edercesine parmak sallayan tek adama karşı alternatif bir medya için mücadeleye devam ederek ve ”sen kimsin ya,siz kimsiniz ya” diye meydanlarda hönkürdükçe biz direnenleriz sana diz çöktürenler ve diz çöktürecekleriz diye cevap vereceğiz. Tüm baskılara rağmen,saldırılara hedef göstermelere, tutuklamalara karşı direnen gazeteleriz ve havuzla mücadele edenleriz diyerek cevap verenleriz