Çin Komünist Partisi, Karl Marks’ın övüldüğü bir hip-hop parçası yayınladı. Eser, takdir edersiniz ki pek iyi değil. Şarkıyı hazırlayan ÇKP’nin İç Moğol Şubesi, Mayıs ayında {2016} hazırlıkları tamamlayarak şarkıyı bizlere sundu.

 Sözü edilen şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=jN2UBLb7U70 —–

Bu durum için söylenebilecek en iyi şey, beklenilen kadar da gülünç halde olmadığıdır. Müziğin altyapısı oldukça kirli ve sınırlı. Ayrıca ilgi uyandırmıyor. Fakat değişik ezgileri birbirine uydurulabildiği söylenebilir. Kelimeleri anlayamayan sıradan bir dinleyici için keyif sağlayabilir fakat deneyim bittikten sonra unutması kaçınılmaz durumda. Şarkı biterken ise asıl tema kısırlaştırılıyor ve sönük bir propaganda haline getiriliyor. Herhalde buna “vasat sanat” demek yanlış olmaz.
“Marx is post 90’s”, gençleri Marksizmle yeniden buluşturmak için tasarlanmış bir televizyon şovu gibi görünüyor. Özetle, onların niyeti baz alındığında, zihin yapılarına layık bir proje gibi geliyor. Marksist düşünce Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki tüm okullarda öğretiliyor. Fakat 2014 yılında yapılan bir ankete göre Çinli öğrencilerin neredeyse yarısı Marksizmi ya anlamıyor ya da sıkıcı buluyor.
Söz yazarı Zhuo Sina, Marks’tan bir kelime dahi okunmadığını itiraf ediyor. Bu durum şarkı sözlerinin garip, anlamsız ve hatta korkunç olmasının nedenini açıklıyor.

            “İlk defa politika dersinde Marks’la karşılaştım,
Öğretmenlik sınavını geçmek için okuduğumda,
Geçip bitireceğimi düşündüm, kitabı bir daha asla okumadım,
Fakat kitabı açtığımda, bundan nefret etmediğimi anladım,
Hayat her zaman sürprizlerle doludur,
Bir gün onun ne kadar harika olduğu keşfettim,
Başkaları bağlılığımı gördüler ve ‘neden tekrar okuyorsun?’ diye sormadılar,
Artık gereksiz dergileri okumuyorum, çünkü Marks okudum.”

Batı baskının imparator olarak gördüğü rakibine bir tür kültürel gariplik silahıyla giriştiğini onaylamaktan nefret ediyorum. Bu nefretle birlikte, çeviri esnasındaki anlam kaybolmalarını da hesaba katarak, bahsi geçen sözlerin çarpıklığın da ötesinde olduğunu söylemekten kendimi alıkoyamıyorum. Marks’ı çağın modasına uygun ve karizmatik göstermek için çok çalışan başkan Xi Jinping’in “Nasılsınız, öteki çocuklar?” diye sorduğunu da yadsıyamıyorsunuz -unutmuyorsunuz-.
Karl Marks’ın hayatının her açıdan etkileyici olduğu aşikar: bir devrimcide bulunabilecek hareketlilik, siyasal nedenlerle yediği sürgünler, özel hayatında bulunan kargaşalar… Şarkıda ise bunların hiçbiri görünmüyor.
Onun yerine Marks, “hayali adam” haline getiriliyor. Şarkıdaki Marks, neredeyse ulaşılamayacak bir üst insan olarak karşımıza çıkıyor. Akabinde şarkıcı, bu ütopyayı vaat eden burjuva yöneticilere saldırıyor. Ancak iki ay sonra “komünizm bal gibi tatlıdır.” diye ilan ediliyor. Onlara göre bu şarkının olası dinleyicileri, Marksist gelenekle entelektüel manada meşgul olmalı, Marks’ın takipçileri olma yolunda kesinlikle ilerlemelidir.
Bununla birlikte, hem şarkının hem de şovun öğrenciler tarafından popüler hale geldiği de kanıtlanıyor. En azından resmi raporların gösterdiği şey bu. Bu ispata inanılacak olursa, ÇKP’nin en azından kısa vadede Marksizmi tekrar ilgi çekici ve görünür kılma yolundaki hamlesi başarılı olarak atfedilebilir. Ve bu durumda zor bir soru ortaya çıkıyor: İktidar partisi, ne tür bir Marksizm -veya nasıl bir kültür- için toplumu teşvik ediyor?

Marx’tan korkuyorlar

            Günümüzdeki Çin’in gerçek sosyalizm ya da Marksizmle hiçbir alakası yoktur ve hatta Marksizmden haberleri olup olmadığı muallaktadır. Zhang’a göre okullarda öğretilen Marksizm ve “vahşi-otoriter kapitalizm”, dışarıdaki gerçeklerden tamamen kopuk.
“Marksizmin bu olduğu söylemek zorundalar çünkü kendi meşruiyetleri buradan geldi.” diyor Zhang. “Aksi takdirde güçlerini kaybedeceklerdir. Çocukken sınıftaki öğretmen ne derse inanıyor olabilirsiniz. Ancak çok az sayıda yetişkin bunlara inanır. Öğretmen bile inanmaz.”

Zhang’ın sert sözleri, modern Çin’de eksik olan devrimci-Marksist düşüncenin kilit yönünü vurguluyor: politik ve ekonomik kararlar üzerindeki demokratik kontrol ve bunların da eğitim ve kültür alanları üzerindeki etkileri. Xi’nin Marksizmi yeniden yaratmaya çalışması, ÇKP’nin özel mülklerini ve piyasa reformlarını haklı çıkarmak adına Marksist fikirleri çarpıtmasıyla ilişkilidir. Bu uzun süren ve kararsız bir geleneğin parçasıdır.
Bu taklit bir trajediye benziyor; çok sayıda itiraz ve ayaklanma bağlamından koparıldı ve bastırıldı. Tüm bu hareketlerin ortak noktası, aşağıdan yukarıya kurulacak bir yaratıcılık ve çoğulcu bir başkaldırıydı. Yenilgiye uğradıklarında, aynı yaratıcılık her zamanki gibi dar plazalara-iş dünyasına geri çekilir oldu.
Sözün özü, geçtiğimiz yirmi beş yılda gelişen Çin’in underground rap sahnesi müzikal olarak farklılaşırken ülkenin kendisi de bundan nasibini aldı. Ülke de değişti.
Geçen yaz Çin Hükümeti yüz yirmiden fazla hip-hop albümü yasaklamıştı. Seks, aşırıklıklarla dolu gece hayatı, osuruk -hayır, bunu ben uydurmuyorum- , ve politik yolsuzluk hakkında kaleme alınmış tam yüz yirmi şarkı.
Örnek olarak en popüler şarkısı Pekin’deki maddi eşitsizliği anlatan grup IN3’ün albümlerinden alıntıları kullanabiliriz:

Beijing Evening News’ten: “Diğerleri ziyafet ödemeleri için kamu fonlarını kullanırken bazıları alt geçitlerde uyur.”
Beijing Evening News: “Hasta olduğunuzda ilaç almak zorundasınız ancak sağlık için kesilen faturalar çok yüksek ve kimse bunu karşılamıyor.”

Bunlar hükümetin yasakladığı ilk popüler şarkı değil. Ancak hükümetin yasağın nedenini açıkladığı ilk şarkılardı. Yetkililere göre, bu albümdeki her şarkı “kamu ahlakına zararlı” fikirler yayıyor.
Devletin kamu ahlakına dair duyduğu kaygı, Foxconn’a ve onların acınası çalışma koşullarına sıcak bakması çok da garipsenecek gibi değil.
“Marx is is post 90’s”, Çin sosyal yaşamının merkezinde yer alan ortak kültürel ve politik boşlukları net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Bir tarafta görünür biçimde emekçilere uygulanan hakiki sömürüyü ve baskıyı kabul ediyor; öte yandan bir kültür politikası inşa ediyor: gençlik kültürünü şaşkınlık verici derecede, beceriksizce çürütüyor.
Her ikisi de bağımsız ve yaratıcı işçilere değil, biat eden takipçilere ihtiyaç duyan kadro felsefesinden kaynaklanıyor. Aslında ÇKP hem Marksizmi hem de müziği kendi değerleriyle uyuşan bir sanat veya bilim olarak değil, toplumsal kontrolü sağlayan araçlar olarak görüyor.
Görünen ve gerçek ile arasındaki bu uçurumu gözlemlediğimde, The Plastic People of The Universe grubu hatırlatılıyor. Prag’da bulunan ve çoğunlukla Raya Dunayevskaya ve Egon Bondy gibi Marksist-hümanist düşünürlerden etkilenmiş avangart rock müzisyenleri topluluğu. Bondy ile grup için sık sık bir şeyler önerilmişti ve 1968 Prag Baharı’nın aktif destekçisilerdi.
Sovyet tankları devrilip “resmi sosyalizm” de restore edildikten(!) sonra grup yeraltına sürüldü. Ancak rejimi şairane zeka ile devam ettiriyorlardı:

İşçilerden korkuyorlar.
Parti üyelerinden korkuyorlar.
Partide olmayanlardan korkuyorlar.
Onlar bilimden korkuyorlar.
Sanattan korkuyorlar.
Kitaplardan ve şiirlerden korkuyorlar.
Tiyatro ve filmlerden korkuyorlar.
Kayıtlar ve anlatılardn korkuyorlar.
Yazarlar ve şairlerden korkuyorlar.
Gazetecilerden korkuyorlar.
Aktörlerden korkuyorlar…
Ve özetle;
Marx’tan korkuyorlar.
Lenin’den korkuyorlar.
Bütün ölü liderlerden korkuyorlar.
Onlar hakikatten korkuyorlar.
Özgürlükten korkuyorlar.
Demokrasiden korkuyorlar.
İnsan Hakları Sözleşmesi’nden korkuyorlar.
Sosyalizmden korkuyorlar.
Öyleyse neden onlardan korkuyoruz?

Çok kıymetli bir soru. Ve aslında, Çin’deki bazı genç işçiler korkularını terkediyorlar, saldırılar başlatıyor ve daha gelişmiş bir demokrasi talep ediyor. Mao’nun mirasıyla devrimin başındaki deneyselliği tekrar ediyor gibiler. Bu durum, Çin devletinin mevcut yöntemleri ile tamamen zıt bir yaratıcı süreçtir.
“Mark is post 90’s” ile sorulan iki soru, Çin’in orijinal hip-hop’u neden korkaklıkla değiştirilmeye çalışılıyor ve neden Marks’ı takip edilecek başka bir lider olarak görüyorlar? Bu soruların ikisi de temelde aynıdır.
Ve cevabın devrimci müzikle ya da Marksizmle hiçbir ilgisi yok. Çünkü Çin hükümetinin bakış açısından sanat ve siyaset yalnızca devlet gücünü sürekli temin etmek için kullanabilecek mekanik varlıklar olarak tasavvur ediliyor.
Sözü edilen “Marksizm” isminin başında veya sonunda ne eki olursa olsun, kavramların temelinde sınıf mücadelesi bağlamı olması gerektiğini herkes kavramalı. Hazır bir pop şarkısı ve sınıflarda yetki verilen tipler tarafından bunun aksi dikte edilemez. Onlar taahhüt, devrimci aktivizm ve hayat talep ediyorlar. Aynı güzel bir müzik ve Marksizmin özünde olan özgürlüğü talep ettikleri gibi!


Alexander Billet
Çeviri: Şenol Çetin Demiral