Yaklaşık olarak bir haftadır Suriye Ordusunun İdlib’de bir kasabaya kimyasal saldırı yaptığı Dünya’da ve Türkiye’de ana-akım medya tarafından çokça konuşuluyor. Bu saldırının olup olmadığı, oldu ise ne şekilde olduğu şaibeli durumda. İnternette öncelikle saldırı videoları El Nusra menşeili hesaplardan yayıldı ve kısa süre sonra dünya ana-akım medyasının ilgi odağı oldu. El Nusra öncelikle atılanın sarin gazı olduğunu iddia etti ancak sarin gazı cihatçıların elinde çokça bulunan ve rejimin kullanmadığı bir yöntem olmasından ötürü bundan vazgeçildi ve sarin gazı yerine sinir gazı söylemlerine dönüldü.

(Sarin gazı, Türkiye ve cihatçı ilişkileri için http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/455713/Sarin_Gazi_Davasi_nda_karar_verildi__Eren_Erdem_hakli_cikti.html )

İnternette yayılan videoların ise çok büyük oranda mantık ve gerçeklik sorunları var. Videoları doğrudan çeken veya içinde bulanan El Nusra’nın sivil savunma kolu olan ve doğrudan Avrupa Birliği tarafından fonlanan “Beyaz Kasklılar” denen bir grup. Bu grup daha önceden Suriye’de çektiği yalan bombalamalar ile tanınan paravan bir grup ve kısa zaman önce Oscar ödül töreninde en iyi kısa belgesel ödülünü aldı ve dünyada kamoyunda bu rezillik nerdeyse hiç yer almadı.

White Helmets (Beyaz kasklılar) denen Nusra sağlık grubunun yalan videolarından bir kaçı şunlardır: https://www.youtube.com/watch?v=3HCFol7g-FU / https://www.youtube.com/watch?v=SDI6KWERTL4

“Saldırı oldu mu?” tartışmasına buradan ve bu yalanlar ışığından bakmak perspektifimizi biraz daha genişletmek açısından yararlı olacak. Şimdi biraz da bu saldırının yapılmasının akli gerçeklik kısmına bakalım.

2016’da Rusya’nın Suriye Devleti’ne artan desteğinden sonra sahada Suriye Ordusu büyük zaferler (Palmira, Lazkiye, Kweyris, Halep ve Doğu Halep, Nubbol Zahra) elde etmeye başladı ve bu zaferler hızla devam ederken “Ilımlı Cihatçiların” kalesi olan İdlib’e gelmişti sıra Bir süredir İdlib operasyonu için yığınak yapıldığı ve operasyonun başlayacağı konuşuluyordu. Suriye Ordusu’nun bu ilerleyişini sahada kesemeyeceğini gören cihatçılar ve onları fonlayan Dünya Devletleri ellerinde kalan son kale İdlib’in düşmemesi için harekete geçti ve kimyasal saldırı olayı ortaya atıldı. Yani Suriye Ordusu sahada bu kadar etkin üst üste bu kadar etkin zaferler ederken ve dünya kamuoyunda hiç olmadığı kadar meşru haldeyken kimyasal silah ile sivil yerleşim alanlarına saldırı yapmasının hiçbir mantıklı ya da gerçekçi yanı bulunmuyor.

Olayın devamında ise 7 Nisan günü saat 03.53 sularında ABD, Akdeniz’deki filolarından attığı 59 Tomawahk Füzesi ile Suriye’nin  Humus vilayetindeki Şayrat Askeri Üssü’nü vurdu. Ve Suriye Ordusu’na bağlı 6 asker hayatını kaybetti. ABD’nin veya Avrupa Birliği ülkelerinin “sivil katliamı oldu bahanesiyle Suriye’yi bombalamaları kabul edilemez bir saçmalıktır.

ABD, daha birkaç hafta önce Musul’daki bombalamalar sonucunda öldürülen 200 küsür sivilin doğrudan sorumlusudur ve hatta bunu kabul etmiştir. Palmira’da Işid’e karşı savaşan Suriye Ordusu’nu vurmuş, Işid lehine bombalamalar yapmıştır. Suriye’yi, Libya’yı, Irak’ı, Afganistan’ı, Yemen’i, Filistin’i ve Lübnan’ı defalarca kez doğrudan veya dolaylı olarak bombalamış ve Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmiştir. Dolayısı ile bu saçmalık bir sürü Ortadoğu ülkesinden sonra kendini bir kez daha Suriye’de göstermiştir ve bu durum kabul edilemezdir.

Irak işgali benzerliği

Irak işgal edilmeden önce Amerika’nın türlü bahaneler yarattığı bilinmektedir. Bunlardan Şayrat senaryosu ile benzer olanı Irak’ın işgalinden önce ABD temsilcisi BM Genel Kurulunda çıkar ve Irak’ın elinde kimyasal silahlar tuttuğu, sivil güvenliğini tehdit  ettiği ve fiili askeri müdahelenin kaçınılmaz olduğunu belirten bir konuşma yapmıştır. 7 Nisan, öğle vakti gerçekleşen BM toplantısında ise ABD yetkilileri yine bu konuşmayı tekrarlamıştır; Suriye’nin elinde kimyasal silahlar tuttuğu ve bunların siviller için tehdit oluşturduğunu söylemiştir. Oysa Suriye Devleti savaşın ilk yıllarında bütün kimyasal silahlarını BM’ye teslim etmiştir. Ancak Irak gibi bir işgal olacağını öngörmek çok makul değil Suriye’de istedikleri şey daha çok mevcut parçalı yönetimin korunması ve cihatçıların bir devlete sahip olması.

Biz bu senaryoyu tanıyoruz

Ortadoğu halklarını paramparça etmeye yönelik bu senaryoya yabancı değiliz. Daha önce askerlerinizi ve uçaklarınızı Felluce’de gördük, Lübnan’da gördük, Gazze’de gördük, Ramallah’da gördük ve buna karşılık; onlar da bizi gördü, teslim olmayışımızı gördü, Ortadoğu halklarının kendi kaderlerini kendi tayin etme cürretini gördüler ve bizi kolaylıkla teslim alamayacaklarını gördüler. Direnişimizi gördüler, zaferlerimizi gördüler, ve emperyalizmin her zaman muktedir ve hakim olamayacağını anladılar.

Gençler için güncel görev

Güncel görev daha öncesinde gördüğümüz, yabancısı olmadığımız bu senaryoyu görmek, gençleri aydınlatmak ve bunu örgütlemektir. Devrimciler Ortadoğu halklarına gözünü diken emperyalist barbarlığı görmeli ve bunu Türkiye düzleminde örgütlemelidir. Gençlik; AKP’nin Suriye’de beslediği, Türkiye’ye gerektiği yerde sokan, yerleştiren, vatandaşlık veren ve savaştıran (15 Temmuz) bu çeteleri etkin biçimde teşhir etmeli ve bu çetelerle mücadele etmelidir. Türkiye gençliği ile Suriye gençliğinin mücadele yolu bağımsız değildir, aksine ortaktır ve bu da emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadeledir. Suriye halkı emperyalizme karşı en güzel cevabı kendisi veriyor ve verecektir. Gençlik Suriye halkının yanında olmalıdır.

Cüretimiz 6.Filoya karşı Türkiye’yi ayağa kaldıran ve Amerikan askerlerini denize dökme cüretini sergileyen 68 Kuşağı’nın cüretidir. Filistin’e bomba yağdıran, Filistin halkına kan kusturanların elçilerinin Türkiye’de rahat rahat dolaşamayacağını gösteren Mahir Çayanların cüretidir, Irak tezkeresine karşı meydanlara akan binlerin cüretidir, Hillary Clinton İstanbul’a geldiğinde onu rahat bırakmayanların cüretidir. İMF başkanına ayakkabı fırlatan, İsrail büyük elçiliklerinin kapısına dayanıp hesap soran, İncirlik üssüne yürüyen, dövüşen Gençliğin Muhalefeti’nin cüretidir. “Vietnam Kasabı” olarak tanınan ABD’nin Ankara büyük elçisi Komer’in arabasını yakan üniversite gençliğinin cüretidir. Cüretimiz tarihimizde mevcuttur bugün tek ihtiyacımız bu cüretin örgütlenip emperyalistlerin karşısına dikilmesidir. Biz bu arabayı yeniden yakarız!