Gençlik Muhalefeti’nden Hukukçular’dan 10 Ekim Davası Hakkında Açıklama

7 Kasım 2016’da başlayan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı Davası’nda 3 Ağustos Cuma günü hukuksuz olarak niteleyebileceğimiz hüküm verildi. 9 kişiye verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası bu hükmü ve bu katliamı karşılayan bir karar değildir. Bunun yanı sıra daha önce de Ali İsmail Korkmaz davasında ve daha pek çok toplumsal davada gördüğümüz gibi davanın halktan, mağdur yakınlarından kaçırılması  ve bununla da kalmayıp davaya gelen kişileri salon çevresine alırken çok sayıda aramadan geçirilmesi davayı adil olmaktan uzak bir noktaya getirmiştir.

Davada henüz araştırılmamış çok fazla husus varken ve katliam henüz aydınlatılmamışken dava büyük bir aceleyle bitirilmek istenmiştir ve mahkeme heyeti çok sayıda eksiğe rağmen karar vermiştir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemelerinden gelen dosyalar ve istihbarat raporları davaya eklenmemiştir.  9 sanık hakkında verilen birer kez anayasayı ihlal suçundan yüzer kez de kasten insan öldürme suçundan toplamda yüz birer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken olay gününden bir süre sonra hayatını kaybeden Mustafa Budak için herhangi bir hüküm verilmemiştir bu da davanın aceleye getirildiğinin, aydınlatılmadan sağlıklı karar verilmemiş olduğunu gözler önüne sermiştir. Aynı zamanda bu katliamın örgütlenmesinde suça iştirak eden sanıklar için 5-6 yıl sonra cezaevinden çıkacak şekilde bir ceza verilmesi adil bir hüküm değildir. Bu kısa süreli hapis cezaları ve soruşturma sırasında 16 örgüt üyesinin savcıda resimleri olmasına rağmen tespit edilmeden davanın karara bağlanmasında ki mahkemenin tavrı, geçmiş dönem başbakanı tarafından IŞİD’in bir terör örgütü olmadığı sadece öfkeli bir grup olarak tanımlanmasıyla paraleldir.

IŞİD’in geçmişten bugüne yaptığı her türlü katliamın insanlığa karşı işlendiği ve dini, siyasi, ırki ayrım gözeterek sistematik olarak bu katliamları yaptığı ortadadır. Dava dosyasının avukatları tarafından her türlü uzman ve bilim insanları tarafından hazırlanan raporlarla IŞİD’in yaptığı katliamların “insanlığa karşı işlenen suç” olduğu ortaya koyulmuş ve mahkeme heyetine sunulmasına rağmen mahkeme heyeti tüm bu çalışmaları hiçe sayarak yapılan katliamı “devlete karşı işlenen suç” olarak kabul etmiştir. TCK m.77 bu katliamında insanlığa karşı işlenen suç olduğu noktasında gayet açık ve belirleyicidir.

TCK m.77

İnsanlığa karşı suçlar

  • Aşağıdaki fiillerin, siyasal, felsefi, ırki veya dini saiklerle toplumun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda sistemli olarak işlenmesi, insanlığa karşı suç oluşturur: a) Kasten öldürme. b) Kasten yaralama. (…)

Görüldüğü üzere yapılan katliam -IŞİD’in daha önce Türkiye’de ve Ortadoğu’da yaptığı katliamlara da bakıldığında- bu madde tanımına harfi harfine uymaktadır.

Tüm bu yargılama sürecine bakıldığında mahkeme heyetinin kamu görevlileri ve siyasi sorumluları yargılamamak adına elinden gelen her şeyi yaptığı açıkça görülmektedir. Katliamın insanlığa karşı işlenen suç olarak yargılamasının yapılmamasının temel sebeplerinden bir tanesi de tıpkı tespit edilemeyen firari 16 sanık gibi kamu görevlileri ve siyasi sorumluların zaman aşımından faydalanabilme ihtimalidir. Mahkeme heyetinin bu noktada gerçek sorumluları koruduğu açıktır.

Bizler katliamda hayatını kaybeden en küçük arkadaşımız 9 yaşındaki Veysel Atılgan’ın hayalindeki avukat olma isteğini elinden alanlara karşı mesleğin onurunu sürdürecek hukuk fakültesi öğrencileri olarak Veysel’in düşlerinin peşinden gideceğiz, bu hukuksuzlukların her zaman karşısında olmaya devam edeceğiz!

Gençlik Muhalefeti’nden Hukukçular