Ülkenin içerisinde bulunduğu siyasi durumun gidişatını belirleyecek en önemli öznelerden bir tanesi elbette ki gençlik. Toplumun en umutsuz olduğu zamanda harekete geçebilen ve geçtiği zaman ise ciddi izler bırakabilen güçtür gençlik. Bunu 12 Eylül öncesi Türkiye’sinde de, Erdoğan’ın korkulu rüyası Gezi’de de gördük. Ve şimdi referandum süreciyle beraber bunu daha da net görüyoruz.

2002’den bu yana ülkenin Siyasal İslamcı hegomonya ile nasıl bir karanlığa sürüklendiğinin birinci şahidi biziz; yani 90 kuşağı. Bugün terör örgütü ilan ettikleri Fetö ile beraber ülkeyi gerici, ayrımcı, kindar ve dindar bir gelecek arzusuyla nasıl dizayn ettiklerini biliyoruz. Bizler henüz ortaokulda, lisede gelecek kaygısı yaşamaya mahkum edilirken AKP/Cemaat çocukları okul birincilikleriyle liselere, kolejlere, üniversitelere yerleştirildi. Şifreli sınavlar yetmezmiş gibi bir de soruların çalındığı günleri yaşadık.

Erdoğan’ın cemaat ortaklığı ile üzerimizde kurduğu bu ayrımcı, baskıcı tavır cemaatle ters düştükten sonra iyice perçinlendi. Sözde Fetö operasyonları diyerek ülkenin dört bir yanında başlattığı cadı avının en büyük darbesini üniversitelerimiz yedi. İlerici, devrimci hocalarımız bir bir görevlerinden alınıp tutuklanırken bilimi, sanatı, beraber düşünüp, üretmeyi de polis ordularıyla gerici/faşist abluka içerisine aldılar. Ayrıca sivil çetelerini de üzerimize salmaktan geri durmadılar. Okullarda bir arada durmamızdan, beraber film izlememizden bile korkar duruma geldiler. Acizliklerini her gün bir yenisini çıkardıkları okul yönetmelikleriyle örtmeye çalışıyorlar.

Üniversiteler demokrasinin, düşünce özgürlüğünün, bilimin ve sanatın merkezi olmaktan çıkıp tamamen Erdoğan’ın paralı piyon ordularının kuşatması ve denetimi altında olan, yarı kapalı cezaevleri biçimine dönüştürüldü. Ki bu cezaevlerinin müdürlerini bile saray belirleyip, yerleştiriyor. Bunun temel sebebi Erdoğan’ın ideolojik hegemonyasının en zayıf olduğu üniversiteleri kendi stratejik programı doğrultusunda dizayn etme arzusudur. Bunların beraberinde gençlik üzerinde oluşan HAYIR etkisi kaçınılmaz olarak gelişti. Bu etkinin neler yaratabileceğini Erdoğan ve AKP iktidarı o kadar net biliyor ki gençliğin her türlü birlikteliğinin önü kesiliyor. Soruşturmalar, tehditler her geçen gün artıyor. Okul salonlarında evet panelleri yapanlar hiçbir yaptırımla karşı karşıya kalmazken, HAYIR diyenlere gazete okumak bile yasaklanıyor, okul içerisinde ÖGB tarafından markaj altına alınıyor. Buna rağmen gençlik durmuyor aksine yaratıcılığının her gün üstüne koyarak ve bulunduğu her alandan gençliğin HAYIR’ının sesini daha da gür çıkarıyor. Bu birkaç gün önce bir şarkı olurken bugün 7 kişinin bedenleriyle oluşturdukları mükemmellik oluyor. Yaratıcılığımız bir kez daha ortaya çıkıyor.

Gelişen referandum sürecini gençlik üzerinden yorumlarken bu yaşananları asla göz ardı edemeyiz. Mesele sadece birkaç anayasa maddesinin değişiyor olması veya yeni bir sistemin dayatılıyor olmasının ötesinde 15 yıllık AKP iktidarının ayrımcılaştıran, gericileştiren ve geleceksizleştiren politikalarının ta kendisidir. Sokaklarda insanları kendisi gibi düşünmeyene saldırma, hatta ve hatta öldürme güdümüyle hareket ettirmekteler. Ellerinde güzellikten yana hiçbir şey bulundurmayan bu karanlık kendilerince güzel günler vaadini bile kan, ölüm gözyaşı üzerinden tarifliyor. Bizler ise bunun karşısına birleştiren, ilerici ve geleceği güzel gören irademizi, gücümüzü koyuyoruz. Bunu Gezi ‘de milyonlarca insanla yaptık. Artık her şey bitti denildiği zamanda tarih sahnesine biz çıktık. O zamana kadar birbirinden uzak durmuş gençlik bir araya geldi ve bu birlikteliğin şöleniydi Gezi. Şimdi içerisinde bulunduğumuz ve her gün çalışmasını yaptığımız HAYIR kampanyaları tehditlere ve saldırılara rağmen birbirinden çok farklı kesimlerin yaratıcılıklarına tanıklık ediyor. Gezi gibi ortak bir mekan içerisinde olmamamıza rağmen mutlak bir yerde yollarımız kesişiyor.

Sokak sokak, mahalle mahalle, okul okul HAYIR ağını örerken bunun HAYIR’dan öte bir şey olduğunu görüyoruz. Siyasal İslam programıyla dizayn edilen ve hala da edilmek istenen yaşam alanlarımızı savunmaktan başka bir yolumuz yok. Gençliğin devrimci hayır’ını, alanlarımızı devrimcileştirerek sağlamamız gerekir. Gericiliğe karşı ilerici, laik tavrımızdan asla taviz vermezsek bunu başarırız. Şarkıları yasaklayanlara inat daha gür söyleyerek, okullarımızı elimizden alıp kendi politikaları doğrultusunda imam hatip karanlığına dönüştürenlere inat bilimsel eğitimi savunarak, geleceksizleştirilen gençliğin para babaları için kalifiye işçi modeline dönüştürülmesine ve bir şizofrenin kendi çıkar ve egosu doğrultusunda savaş çığırtkanlığı yapması, bunun da sonucunda gencecik insanların ölmesine karşı gelerek ve bir arada yaşamı savunarak kazanacağız. Şimdi HAYIR demek okulumuza, ülkemize ve geleceğimize sahip çıkmanın ta kendisidir.

Ülkemizi daha kendisini açıklayamayan, iki kelimeyi yan yana getiremeyen çetecilere, acizlere, çocuk tecavüzcülerine, sanat, bilim ve doğa düşmanlarına bırakmayalım. Gecenin karanlığını ışıtacağız ve mutlaka biz kazanacağız! Gençliğin HAYIR’ı kazanacak…