“Geçmiş de gelecek de uzun sürer; çünkü umuttaki hayat hiç eksilmez”

68’de tüm dünyaya sirayet eden devrimci gençlik dalgası ülkemizde kendini tamamıyla siyasetin içerisinde var eden, yıkıcı ve kurucu iradeyi oluşturan bir tavırla gelişti. Emperyalizmin taşeronlarından biri olan ülkemizde, devrimci gençlik iradesi kendisini anti-emperyalist çerçevede şekillendirdi. 6. filo ve Kommer olayı aslında Türkiye’de 68 kuşağının pratik ve fikirsel manada nerede durduğunu işaret etmekteydi.  68 kuşağının anti-emperyalist mücadelesi ülkede gençliğin büyük bir kesimi tarafından benimsendi. 70’ler ortasına gelinirken gelişen devrimci gençlik dalgası karşısında emperyalizm ve devlet destekli sağcı/faşist güçler geliştirildi. Gençlik anti-emperyalizm mücadelesinin yanında faşizme karşı mücadelenin de öncüsü oldu. Üniversitelerden mahallelere taşan bu süreçte gençliğin emekçi halk ile kurduğu ilişki toplumun birçok kesimi üzerinde umut yarattı. Bir yandan can telaşı içerisindeyken bir yandan da emekçi halkın haklarını savunan ve koruyan tavrını geliştirmeyi bildi. Gençliğin ve emekçi halkın büyüyen, gelişen ve toplumun tüm damarlarına yayılan devrimci mücadelesini önlemek isteyen emperyalist muktedirler, 12 Eylül karanlığını tarihin kirli sayfalarına kazıdı.

12 Eylül sonrasında gençliğin kendi eliyle yarattığı tüm toplumsal dinamikler birer birer yok edilmeye başlandı. Geliştirilen baskı ortamı, gençliği sindirmeye ve siyasetle ilişkisini kesmeye dönük farklı şekillerde açık ya da gizli olarak varlığını korudu. Bununla beraber Türk-İslam sentezi doğrultusunda geliştirilen ideolojik hava gençliğin biçimlenişini etkiledi. 80 sonrası kapitalizmin yeni tüketim kültürü eşliğinde gelişen neo-liberal düşünce anlayışı gençliğin düşüncesini ve yaşam anlayışını etkileyen bir karabasana dönüştü. Özünde sermayeye özgürlük tanıyan bu anlayışlar, bireyci, sınıf çelişkilerini dışlayan, kimlik siyasetini yaratan, post modern ve liberal yönelimleri öne çıkararak ‘’tarihin sonunu ilan edecek’’ kadar ileri gitti.

90’ların sonuna doğru emperyalizmin bölgedeki planları çerçevesinde ılımlı-islam projesinin ülkemizdeki taşeronluğunu üstlenecek olan AKP gün yüzüne çıktı. Bu proje kapsamında AKP 2002’den bu yana gerici, piyasacı, neo-liberal politikalar çerçevesinde insanları bireyselleştiren, birbirine rakip haline getiren, eğitim sistemini dönüştürerek ve gençliğin düşünüp geliştirme kabiliyetine ket vurarak gençliği karanlık bir geleceğe mahkûm etti. Ancak AKP’nin gerici, baskıcı ve sermaye yanlısı politikaları gençlik üzerinde bir öfke biriktirdi.  Biriken öfke zaman zaman kendini üniversitelerde göstermiş olsa da asıl olarak 2013 Haziran’ı ile birlikte açığa çıktı. Gençliğin ilerici refleksi ülkenin tüm kesimlerini harekete geçirdi. Birçoğu 90 kuşağı olan gençliğin kolektif irade ile yaratıcı ve ses getiren eylemleri mevcut iktidarı yıkamadı ancak haziran direnişi sonrası gelişen Türkiye siyasetinde önemli rol oynadı. Tarihin lokomotif ilerici gücü olarak gençlik; gezi gibi ortak alan içerisinde olmasa da gezi özelliklerini içerisinde barındıran pratiklerle hayır dalgasını, kimi zaman yaptığı bir şarkıyla kimi zaman sokak sokak gezerek örgütledi. Şunu anlıyoruz ki tarih boyunca gençlik yaratıcı ve ilerici iradesini koyduğu her alanda etkileyici ve belirleyici güçtür.

Bu gücü kendi hegemonyası altına alamayan AKP iktidarı, gençliği bastırma çabasına girmekte. 20 Temmuz ile başlayan sivil darbe süreci ardı arkası kesilmeyen OHAL yasaları ile devam etmekte. Üniversite hocalarını tasfiye eden, üniversiteleri yarı kapalı cezaevine çeviren, gençliğin ortak paylaşım alanlarını kısıtlayan AKP, kendisine gelecek en küçük eleştiriyi dahi bastırmak için OHAL’i siyasi bir fırsata çevirdi. Çıkardığı KHK’lar ile ülkeyi yöneten AKP geleceğini koruma altına almaya çalışıyor.

**Gençlik; değiştirendir, devrimcidir!

Bugün gençliğin büyük kısmı saray rejiminden rahatsız, ancak bu rahatsızlığı sokaklarda ortak bir iradeyle dile getirecek örgütlü mücadeleden yoksun. Gençliğin içinde keşfedilmeyi bekleyen cüret yine tarihin dinamosu olan gençliğin kendi iradesiyle gün yüzüne çıkacak. Zira gençlik bekleyen değil belirleyen olmuştur. Ülkemiz tarihinin en karanlık dönemlerinden birini yaşıyor olsa da mevcut karanlığı yıkma cüreti de gençliğin mücadele tarihinde gizlidir. Son zamanlarda herkesin aklının bir köşesine yerleşen ‘’bunları zaten indirecekler’’ gibi basit ve gençliği hareketsizleştirme anlayışından uzak durmak gerekiyor. Gençliğin öz gücü ve iradesi ‘’indirme’’ eylemini gerçekleştirmeye en yakın olandır.  Ülke nüfusunun yarısından fazlasını oluşturan gençlik yığını peki öz gücünün ne kadar farkında? Neo liberal politikalarla bireyci tavır içerisine giren toplum, örgütlü yaşamdan uzaklaştırıldı. Bu düzeni değiştirtecek asıl gücün örgütlü yaşam olduğu gerçeği bir sırra dönüştürüldü. Bugün herhangi bir sol gençlik hareketi içerisinde yer almayı tercih etmeyen gençler, aynı zamanda herhangi siyasetten bağımsız gençlik çalışmalarının da içerisinde yer almak istemiyor.  Ancak var olan gençlik konjonktürü 2013 haziranında kendiliğinden gelişen kolektif hayat dahilinde ülke ve dünya gündemine bir alev topu gibi düşmeyi başarmıştı. Yani gençlik ‘’ülkeyi biz mi kurtaracağız’’ yanılgısından sıyrıldığı ve kolektif yaşama tutunduğu anda kendisini güç olarak görüp, rahatsız ve karşı olduğu birçok şeyi dile getirebiliyor.  Başa dönersek ‘’bunları zaten indirecekler’’ gibi bir boş beklenti içerisine veya ‘’bunlar asla gitmez’’ gibi teslim olmuş bir ruh haline girmeden, gençlik yığınlarının öz gücünün farkına varıp, örgütlü ve kolektif bir hayatı seçme sorumluluğunu üstlenmesi elzemdir.

Parkta saat kaça kadar oturacağından, sokakta kaç kişi yürüyeceğine kadar toplumsal yaşamın her alanına müdahale edenlere rağmen, ne mutlu ki doğruyu ve güzeli halka anlatma gayreti içerisine giren gençler hala varlar. Bir tarafta 9 yaşında çocuk evlenebilir diyen, ensar karanlığını yaratan sapık zihniyet çocukların hayatlarını örümcek ağları içerisine hapsederken diğer tarafta ise bir yeni yıl günü çocuklara kitap dağıtan, onların gözünde bir gülümseme yaratan örgütlü güzellik bizleri selamlıyor. Bir tarafta üniversiteleri para kapısı olarak gören ve kirli ellerini öğrencinin ceplerine sokan saray rektörleri varken bunun karşısında öğrenciler; müşteri değil öğrenciyiz diyerek hakkını savunuyor, ÖGB-Polis kuşatmasını delerek ses çıkarıyor. Geldikleri günden itibaren ülkenin sosyal-kültürel-ekonomik tüm alanlarını rant uğruna talan edenler, ülkenin renk ayarlarıyla oynayanlar doğayı katledecek projelerine bir yenisini eklerken, Eskişehir’den bir ses yükseliyor; Gezi’den ODTÜ’ye, Cerrattepe’den Eskişehir’e Bu Memleket Bizim!
Bir tarafta  ülke tarihinin en büyük yolsuzluk skandalına imza atanlar koltuklarında oturup kendilerine adalar kurarken, diğer tarafta da gençler bulundukları her alanda halkın hakkını savunuyor ve halkın cebinden eksilen her kuruşun hesabını soruyor. Kendi çıkarları doğrultusunda dış siyaset yapanlar Filistin konusunda topaca dönerken, gençlik 68’den beri Filistin halkının haklı mücadelesine omuz veriyor, ‘’kimse yokken biz vardık’’ sözünün gerçekliğini ülke sokaklarına taşıyor. Her ne kadar gençlik yığınları durağan ve pasif olsalar da, OHAL’i fırsata çevirerek kurulan baskıya rağmen ‘’bu düzen böyle gitmez’’ diyerek karanlığın karşısında cesurca duran gençler de var. Ve görünen o ki çoğalarak olmaya devam edecekler.

Hayatımızın her alanında devrimci, ilerici bir anlayışla hayatı ve siyaseti örgütleyerek bu günkü karanlığın ortasında başka bir dünya umudunu yaratacağız. Yeniden Tek Yol Devrim demenin ihtiyaç olduğu zamanın tam da ortasındayız. Mahir ve Ulaş’ın kucaklaşmasındaki dostlukla, Haziran direnişindeki öfkeyle, 16 Nisan referandumundaki umutla sokakları, üniversiteleri, liseleri ve mahalleleri örgütlemenin vaktidir. Bizler adı özgürlük olan kuşamlarımızı kuşandık. Şimdi derdimiz özgürlük şarkılarımızı umudumuzla harmanlayıp ülkenin her karışına duyurmaktır. Şimdi özgürlük için harekete geçmenin zamanıdır.
‘’Devrimciler umut yaratıcılarıdır. Devrimcilik bitmeyen bir umut yolculuğudur’’.