Nasıl Bir Kalkışmaydı?

İrlanda Paskalya Ayaklanması ilk bakışta milliyetçi bir ayaklanma gibi gözükse de, esasında durum daha karmaşıktı. Hareketin içinde çok güçlü bir işçi sınıfı bulunmakla beraber, konunun uluslararası boyutu yadsınamayacak ölçüdeydi. İrlanda’da ulusalcılık, demokrasi ve sosyalizm gibi kavramları birbirine bağlayan, sömürge yönetiminin ekonomi politikası demek yanlış olmaz.
1798 İrlanda Ayaklanması,1 Fransa Cumhuriyeti tarafından desteklenmişti. Bu olay, öncülü olduğu bir dizi radikal çıkışlar için de ilham verici konumda bulunuyordu. Bir hata olarak, başkaldırının siyasi sebepleri referans alınadururken ekonomiye olan etkisi çoğu zaman göz önünde bulundurulmamıştı. Birleşik Krallık Hükümeti isyanı bastırdıktan sonra İrlanda’nın özerkliğini ciddi anlamda kısıtlamış, 1800 yılında “Birlik Yasası”nda2 ‘Grattan’ın Parlamentosu’3 olarak bilinen şeyi dağıtmıştır. Bu eylemler iki krallığı sıkı sıkıya birleştirme çabası olarak gösterilmeye çalışılsa da, esas amaç; İrlanda üzerinde kurduğu sömürge hakimiyetini kuvvetlendirme arzusuydu.
Güney İrlanda için bilanço epey ağır oldu. 1800 yılında Dublin, dünyanın en geniş imparatorluğunun ikinci büyük kenti konumundaydı. Yönetim, mali ve ekonomik gücü Westminster’a tekrardan bağladı. İrlanda mallarına uygulanan vergi tarifelerinin yükseltilmesi sonucunda İrlanda’daki lordlar ve sahip oldukları yatırımlar, tabiri caizse Britanya’ya göç etti. Yalnızca altmış yıl içerisinde, Dublin, Birleşik Krallık’taki yerinde altıncılığa kadar geriledi.
İngiliz hükümeti kendi sanayisini korumak amacıyla yeni yöntemler geliştirip uyguladı. Bu uygulamalar, 1845 ile 1852 yılları arasında yaşanan “Büyük Kıtlık”4 veya farklı bir deyişle “İrlanda Patates Kıtlığı”na sebep oldu. Milyonlarca insan açlıktan ve hastalıktan günbegün ölürken dahi İrlanda’dan İngiltere’ye ihracat yapılmaktaydı. Clarendon Kontu ve toprak sahibi olan bir teğmenin başbakana gönderdiği mektuptaki satırlar, her şeyi özetlemekteydi: “Artık kimse bu gerçeği reddetmeye cüret edemez! İrlanda halkı Londralı mısır tüccarlarının karı için kurban edildi. Eğer mısır ihracatı durdurulmuş olsaydı, halk da bu felaketi yaşamak zorunda olmayacaktı.”
Adadaki popülasyonun yarı yarıya inmesi dışında kıtlık bununla sınırlı kalmayarak ekonomi politikasını köklü değişimlere zorladı. 1841 yılında İrlanda’daki şirketlerin sadece %18’inde on beş dönümü aşan arazi bulunuyordu. On yıl sonra, bu rakam %51 olmuştu. Bu radikal değişiklik, güçlü bir çiftçi sınıfı yaratmaktaydı.
Kıtlığın oluşturduğu yıkıcı geri kalmışlık ve travma, İrlanda’daki katolik kilisesinin gelişimine zemin hazırladı. Din adamlarının bu orantısız güçlenişinin ardındaki nedenleri sağlayan, yine çiftçiler ve burjuva sınıfıydı. Bu durumun sebebi, İrlandalı çocukların eğitim masraflarını karşılıyor olmalarından ileri geliyordu.
Çoğu kişi kiliselerin İngiliz hükümetinden daha güvenilir olduğunu düşünüyordu. Kiliselerde Katolikliği ortadan kaldırmayı hedefleyen Birlik Yasası’na olan karşıtlığı bu ortaklık daha da derinleştirmekteydi.
Katolik Kilisesi’nin yükselişi bir yandan kadınların toplumsal statüsüne de etki ediyordu. Kıtlık öncesi İrlanda’da kadınlar çiftçilik faaliyetlerinde rol olmakla kalmayıp dokuma ve eğirme yeteneklerini kullanarak ekonomik bağımsızlıklarını da elleriyle inşa etmişti. Bunlar olup biterken sanayileşmenin etkisi kadınların yeteneklerine olan ihtiyacı da azatmaya başlamıştı. Katolik Kilisesi de kadınlara yeni bir rol biçerken onları ailedeki din motifinin disiplin sağlamada önemli olduğuna ikna etmeye çalışıyordu. Çocukların dini ve ahlaki eğitiminde kendilerinin daha önemli rollere sahip olduklarına inandırmışlardı.
20. yüzyılın başlarında İrlanda ekonomisi tam olarak yerlerdeydi. Dublin gecekonduları, yeryüzündeki en harabe şehirlerden biri haline gelmişti. Ölüm oranı binde yirmi yedi gibi bir rakama tekabül ediyordu. Yirmi bini aşkın insan tek odalı evlerde yaşam savaşı vermekteydi.

Kamplaşma

  1. yüzyılın yarısı bitmeye yakın İrlanda’da bağımsızlık arzusu iki geleneği doğurmuştu; “Fenianlar”5 ve “Home Rulers”6. İki grubun fikir uzlaşmazlığına düştüğü birçok nokta bulunuyordu. 1798 yılındaki ayaklanmayı anlamaya dönük çabalar ve ortaya atılan yorumlar birbirlerinden oldukça farklıydı.
    “Home ruler”lar, 1798 yılındaki başkaldırıyı yeniden temin etmeye çalışıyorlardı. Grattan parlamentosunu tekrardan kurmayı ve İrlandalı aristokratlar ile kapitalistlerin gücünü geri almalarını hedefliyorlardı. 20. yüzyıla girerken Katolik elitler, hareket içerisinde hegemonya kurmayı başarabildiler.
    İrlanda halkının bu bölümü ticaret ile uğraşıyordu. Cizvitler7 tarafından yönetilen özel okullara evlatlarını gönderiyorlardı. John Redmond8 (İrlanda Parlamenter Partisi lideri) adeta bu kesimin idolü durumundaydı.
    Redmond’un liderliği altında Home Ruler Partisinin etkilendiği bir şey vardı. İrlanda’nın Britanya İmparatorluğu’nun küçük ortağı haline gelmesini savunan emperyalist zümrenin tahakkümü altında bulunuyorlardı.
    Fenianların hedefleri ise onlarla taban tabana zıt durumdaydı. Onlar, 1789 yılındaki başkaldırının esas misyonunun özgür bir ülke kurma fikri olduğunun altını çiziyorlardı. 1867 yılında, “Oligarşi tarafından temsil edilen İrlanda toprakları halka aittir ve bu topraklar geri kazanılmalıdır.” deklare ettiler.
    Esnaflar ve tarım işçilerinin çoğunluk olduğu Fenian hareketi, radikal demokrat, anti-aristokrat bir yerde; papaz sınıfına karşı enternasyonalistlerdi. Toprak sorununa devrimci gözlerle bakıyorlardı.
    James Conolly,9 feniazmi Avrupa işçi sınıfının kalbinde atan arzunun, İrlanda işçi sınıfındaki karşılığı olarak görüyordu. Fenianlar, Avrupalı sosyalistlerin ideolojilerinden çokça etkinlenmişlerdi.

Fenianlar tam anlamıyla seküler hareket eden bir yapıya sahipti. 1867 yılında yayınladıkları bir metinde: “Din ve devlet işleri birbirlerinden ayrılmalıdır.” diye belirtmişlerdi. Aynı zamanda İngiltere ile aralarındaki sorunu İrlandalı-İngiliz çatışması üzerinden değil, aristokratlara karşı genel bir problem olarak görüyorlardı. İngiliz işçi sınıfına “Bizim sizden istediğimiz yalnızca kalbiniz değil, aynı zamanda gücünüze de ihtiyacımız var.” mesajını yollamışlardı. Her şeye karşın bu programı uygulamak için uygun koşullar yoktu. Fenianların büyümesi için iki koşul gerekiyordu; büyüyen bir İrlandalı işçi sınıfı ve işçi sınıfında artan bir sosyalist eğilim… Bunların ikisi de mevcut değildi.
1867 yılındaki ayaklanmanın başarısızlığı ve devamında gerçekleşen şiddet olayları, halk nezdinde marjinalleşmelerine sebep oldu. Home Ruler Partisi’ne kıyasla daha az taraftar bulmasına sebep oldu.
19. yüzyılın sonlarına doğru artık milliyetçilerin çoğu Home Ruler Partisi’ni destekliyordu. HRP, 1886 ve 1893 yıllarında yaşadıkları başarısızlıklara rağmen hala halk kesimlerinin çoğundan destek buluyorlardı.

Ulster Birliği10

Yukarıdaki platformların dışında bir de “birlikçi” gelenek mevcuttu. İrlanda’nın özyönetimini savunmayanlar genellikle kuzeydoğu taraflarında etkinlerdi. Milliyetçilik ve birlikçilik arasındaki büyük ayrışma 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde daralmıştı ve nihayetinde, ortak çizgilerde buluşmak zorunda kalmışlardı.
1798 İsyanı, Wolfte Tone gibi Protestan cumhuriyetçiler tarafından yönetildi. “Katolik, Protestan ve muhalif” birliği çağrısında bulunulmasına rağmen, Protestan yükseliş savunucuları tarafından büyük Katolik nüfusa sahip bölgelerden beklemedikleri yönde tepkiler aldılar.
Turunca toplumlar Armagh’da ortaya çıkmış ve Katolik gaspından savunmak amacıyla Anglican toprak ağalarını ve onların kiracılarını toplayarak, kuzey illerine yayılmışlardır. Sonrasında çatışmaların işlendiği bir davada İngiliz devleti, atalarının isyanını ve ideallerini yenmek adına Turuncu düzeni kendi ordu rezervine dahil etti.
Birlik Yasası ve Katolik milliyetçiliğinin gelişimi daha karmaşık olgularla da kaynaşmaya başlıyordu. Bu olgulardan biri; Britanyalı seçkinlerin Katolik isyanını telafi etmek ve imparatorluk çıkarlarını ilerletmek için Protestan korkularını kullanma istekliliği ile birleşmekti. Esas niyet kuzeydoğu ile İrlanda’nın geri kalan kesimleri arasında yoğunlaşmış -olgunlaşmış- bir bölünme dönemi başlatmaktı, ki bu da gerçekleşti.
Aynı zamanda ekonomik ayrışma da kendini hissettirmeye başlamıştı. İrlanda’nın güneyinde ekonomi cansızlaşmışken kuzeyinde, Liverpool-Belfast-Glasgow arasındaki endüstri üçgeni ekonomiyi palazlandırmıştı. Bu filizlenme ve gelişme dönemi imparatorluğun politik hattıyla ilişkilendiriliyordu.
1905 yılında Orange Order tarafından, Troy bağlantılarıyla teşvik edilen bir konsey kuruldu. Bu konseyin ismi, Ultser Birliği İttifak Konseyi (UUC) idi. Konsey en başından itibaren hem güney İrlanda kökenli sendikacılığın örgütsel yıkımını onayladı hem de sınıf boyunca kesilen bir Ulster İngiliz kimliğine resmi bir siyasallık kazandırdı. Akabinde 237.000’den fazla erkek ve 234.000 kadın, Home Rule’a karşı 1912 Ulster Sözleşmesi’ni imzaladı. Bu etkinlik sonrasında belirgin bir mezhepsel-etnik politika gelişti, yayıldı. 1913’te ünlü İngiliz askeri isimler ve Tory muhalefet lideri Andrew Bonar yasası ile desteklenen Ulster Birlikleri farklı bir işe girişecekti. Bu girişim, silahlı direnci koordine etmek için bir paramiliter birim olacak olan Ulmer Gönüllü Gücü’nden (UVF) başkası değildi.
Home Rule milliyetçileri bir sonraki yılda İrlandalı Gönüllüleri adlı bir oluşum kurarak güç gösterisi ile yanıt ürettiler. 1914 ortalarında, neredeyse 200.000 üyesi bulunuyordu ve bu durum, Redmond’un geçici komitesini yönlendirmesi için bir ilham niteliğindeydi.
1. Dünya Savaşı ortaya çıkmış ve iki taraf için de fırsatlar doğurmuştu. Home Ruler’lar savaşta kendilerini göstererek İrlanda’nın sınırlı özyönetimini sempatik göstermeye çalıştı. Birlikçiler ise can hıraş buna engel olmaya çalışıyorlardı. Savaşa kökten karşı olan radikal muhalefet içinse durum tam anlamıyla kaçırılmayacak bir fırsattı.

Yükseliş

Geri kalan Milliyetçi Gönüllüler, 19. yüzyılın Fenian hareketine daha yakın olan İrlanda cumhuriyetçiliğine bağlı kalmışlardı. Bunlar, yeni eğitimli küçük burjuvazinin bölümlerini kapsıyordu. Bölümler arasında en mühim isim, Katolik öğretmen, şair ve İrlandalı dil aktivisti Prady Pearse idi.
Bu ayrılıkçı birliğin önderleri, fikren silahlı mücadeleyi benimsemişlerdi fakat ne zaman ayaklanacakları konusunda iki kampa ayrılmışlardı. Bulmer Hobson ve Eoin MacNeill’in liderlik ettiği “pasif” grup, isyanın sadece silahsızlaştırma için; imparatorluk cephesinden müdahale gelirse yapılması gerektiğini savunuyordu. Diğer tarafta veteran Fenian olan Tom Clarke ve İrlanda Cumhuriyetçiler Kardeşliği (Irish Republican Broterhood) organizatörü Sean MacDiarmada tarafından liderlik edilen bir topluluk bulunuyordu. Bu “aktif” grup, İngiltere savaş halindeyken isyanın başlaması gerektiğini savunmaktaydı.
Onların (tüm silahlı örgütlerin) İrlanda’nın özgürlüğü için verdikleri en büyük taahhüt, çoğunluğun yöneliminden farklıydı: Britanya’nın savaşına katılmamak. Bu gelenek, 1790 yılında Wolfe Tone’un yayımladığı bir broşüre dayanmaktaydı. Broşür, Britanya adına savaşmayı kabul etmeyen ve imparatorlukla arasındaki mesafeleri net biçimde çizen bir temaya sahipti.
Bu gelenek aynı zamanda cumhuriyetçiliğin radikal formlarını da barındırmaktaydı. Saflarında Thomas Ashe gibi sosyalist fikirlerden etkinlenmiş militanlar bulunuyordu. Kerry doğumlu Thomas, kuzey Dublin’de bulunan okullardan birinde öğretmenlik yapıyordu. Fingal’daki gönüllü tabura liderlik etmiş, 1912 yılında yerel çiftçilerin ticaret sendikasına destek vermişti. Tüm bunlar onu Home Rule Partisi üyesi Thomas Kettle ile karşı karşıya getirdi.
Savaştan önce cumhuriyetçiler kiliseden daha az etkilenmiş bulunuyordu. Patrick Pearse’in politik görüşünün merkezinde, katolik mezhebi ideolojisi yer alıyor olsa da; Fenian IRB’de seküler bir tüzük geçerliydi. İçerisinde Ateistler, Protestanlar ve Yahudiler yer almaktaydı.
Bu özgürlüğe önem veren düşünce yapısı, kadın sorunları başlığında önemli bir kanal oluşturmuştu. Home Ruler partisi, kadının seçim hakkına karşı çıkmaktaydı. Cumhuriyetçilerin mevzilerinde ise kadınların seçim hakkını savunan Hanna Sheehy ve Mary MacSwiney gibi önemli aktivistler yer almaktaydı.
Home Ruler gittikçe emekçi sınıf üzerindeki etkisini -iradesini- kaybetmekteydi. 1913 yıılındaki yirmi bin işçinin 300 kişilik işverene karşı başlattığı greve partiden William Martin Murphy liderlik ediyordu. Grevin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından işçiler silahlanarak İrlanda Şehirli Ordusu’nu (ICA) kurdular. Böylelikle artık öz savunma sağlayabiliyorlardı.
İşçi Partisi’ne James Conolly liderlik ediyordu. James, nasyonal demokrasi ile sosyal ve ekonomik sorunları birleştirip, cumhuriyetçi-sosyalist ideolojiyle harmanlamıştı. Bu onu 2. Enternasyonal’de öne çıkan bir teorisyen haline getirdi.
Conolly, Fenianizmin radikal gelenekleri üzerine yaygın tespitlerde bulunmuştu. İşçi sınıfı ile İngiltere’nin kıtadaki maceralarına katılmayı reddeden cumhuriyetçileri makul bir noktada buluşturmayı başarmıştı.
Bu kesişme için kimi noktalarda taviz vermekten kaçamadılar. Bunlardan en önemlisi Alman emperyalizmine karşı aldıkları yumuşak, belirsiz tavırdı. Bu taviz onu uluslararası sosyalistlerle karşı karşıya getirmişti. Yine de Conolly, Padraig Pearse’a ve IRB gibi bir organizasyona ciddi manada etki etmiş; Paskalya ayaklanmasına halka özgün bir ruh aşılamış ve onu muhafazakar milliyetçilikten çekip çıkarmayı başarmıştı.
1916 Ayaklanmasını İrlandalı yazar George William Russel şöyle özetlemişti: “Başkaldırıyı tutkulu yapan içindeki emek gücü idi. İçerisinde gerçek bir hoşnutsuzluk vardı. Muazzam derecede yükselen adaletsizliğe duyulan işçi itirazları ile halkın diğer şikayetlerini birleştirmişti.”

Devrim

Ayaklanma ilk aşamada fazla destek bulamasa da, bastırıldıktan sonraki İrlanda siyaset arenasına ciddi izler bırakmıştır.
1918 Nisan ayında Almanya’ya yapılacak olan saldırı için İrlandalıları zorunlu askerliğe çağıran Britanya ile ipler iyice gerilme noktasına geldi. Aralık ayında yapılan genel seçimlerde Sinn Fein koşulların imkan sağladığı ölçüde İrlanda milliyetçilerini temsil etmekteydi. 73 koltuk kazanarak İrlanda Parlamenter Partisi’nin 6 koltuğuna karşı ezici bir zafer kazanmıştı.
Lenin’in İrlanda’ya karşı duyduğu sempati, 1918 yılının kış mevsiminde karşılık bulmuştu. Dublin’de konak evinde binlerce insanın Bolşevik devrimine destek mitingleri yapılması önemli bir olaydı. Sinn Fein adına konuşma yapan Costance Markievicz, yakın bir zamanda Batı’da seçilmiş ilk kadın bakan olacaktı. Ayrıca başka bir İşçi Partili Tom Johnston ve İrlanda Ulaşım ve Genel İşçiler Sendikası Başkanı William O’Brien de Bolşevik devrimine destek veren konuşmalar yapmıştı. İrlandalı sosyalist Jim Connell tarafından kaleme alınan “Kızıl Bayrak”11 mitingin sonunda coşkuyla sahnelenmişti.
1919 Ocak ayında yeni seçilmiş Sinn Fein milletvekilleri, Britanya parlamentosunda yer almayı reddettiler ve İrlanda’nın bağımsızlığını ilan etmek için Dublin’de bir araya geldiler. 1916 yılında yapılan ayaklanmaya12 olan bağlılıklarını ilan ettiler ve İrlanda’nın bağımsız olduğu tüm dünyaya hitaben yayımladılar. Dünyanın geri kalan özgür halklarına İrlanda ve İngiltere arasında savaşın resmen başladığını duyurdular. Hareketin militanları, İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ismi ile, bağımsızlık savaşını başlatacak olan ordularını kurdular!
İşçi Partisi, 1918 seçimlerine katılmayarak Sinn Fein’in bağımsızlık referandumu tertip etmesine izin vermiş olsa da, onların lideri Tom Johnston bağımsızlık programını yazan kişinin ta kendisiydi. Demokratik ve sosyal devrimleri ulusalcı devrime uyarlayarak şunları söylemişti: “Ulusların özgürlüğü sadece erkeklerin ve kadınların özgürlüğü için geçerli değil, aynı zamanda ulusun malzemeleri için de geçerlidir. Ulusun toprakları ve onun kaynakları da, serveti de halka aittir.” Bu program aynı zamanda tüm özel mülkleri de kamulaştırma ve halka açmayı içeriyordu.
Bir ay sonra, ticaret sendikacısı Peadar O’Donnell, kızıl bayrağı Monaghan’da göndere çekmiş bulunuyordu. Rusya dışında ilk sovyeti ilan eden ülke unvanını böylelikle kazanmış oldular. İşçilerin istekleri mesai saatlerinin yarı yarıya indirilmesi ve erkekler ile kadınların eşit ücretlere tabii olmasaydı.
Huzursuzluk sadece başlangıcın ayak sesiydi. 1919 Nisan’ında adanın dördüncü en büyük adası işçilerin kontrolü (Limerick Sovyet) altına geçti. IRA’nın şehirde açlık grevi eylemi gerçekleştiren biriyle sendikacı başka birini daha kurtarma girişimi bir polis memurunun ölümüyle sonuçlandı. Hemen sonra şehirde sıkıyönetim ilan edildi. Limerick Birleşik Ticaret ve İşçi Konseyi genel grev başlattı ve şehirleri koordine etti; yemek dağıtımından para basımına kadar.
Bu mücadele yöntemleri milliyetçi alanlarla sınırlı kalmadı. 1919 Ocak ayında, kuzeydoğu şehirlerinden biri olan Belfast aynı zamanda Britanya’nın en büyük endüstri şehirlerinden biriydi. İşçiler haftasonu grevine katılım gösterdiler. İşçi komiteleri şehirde sokak iktidarını ele geçirdiler, ulaşım ve ticaret alanında kısıtlamalar yaptılar. İşçi grevi bazı anlaşmalar yoluyla sonlanmış olsa da şehirde birçok sovyet karakteristiği çoktan yer edinmişti. 1 Mayıs’ta sokakları yüz bin kişilik kitle doldurup taşırmaktaydı.
Vergileri toplayamayan, otoritesini neredeyse tümüyle kaybetmiş merkezi devlete karşı işçi örgütleri en iyi şekilde örgütlenmeyi becererek gayet güçlenmiş bir vaziyetteydiler. Gaz işçilerinden maden işçilerine kadar, adada yüzden fazla sovyet oluşmuştu.
İrlanda’nın kırsal alanında ajitasyon yöntemleri yeni aşamalar kaydetmişti. Küçük çiftçiler ve kiracılar, toprakların yeniden dağıtılmasına şahit olmuş ve işçilerin daha iyi koşullarda çalışmasına erişmişlerdi.
Haziran 1919’da Meath ve Kildare’in kırsal alanlarında 3.000 işçinin grev başlatacağını tahmin eden büyük çiftçiler işçileri tutsak etti. Fenor Savaşı olarak bilinen çatışma ortaya çıktı ve boyutu sanıldığından da büyük oldu. Savaşı bitirmek için 400 İngiliz askerine ihtiyaç duyuldu. İlerleyen zaman diliminde buna benzer çatışmalar ülkenin güneybatısında bulunan Castletownroche’da da gerçekleşti.
Ülkenin batısında sığır sürüşleri ve toprak işgali olayları, tarihçi Desmond Greaves’in sözleriyle: “Galway, Mayo ve Roscommon’a ulaşan bir çayır yangının öfkesi ile yayıldı. Toplamda yetmiş kadar büyük ev, ev sahiplerine duyulan nefret ile ateşe verildi.”
Endüstriyel anlaşmazlıkların şiddetinin artması, IRA kampanyasının yükselmesiyle çakıştı. ITGWU sekreteri cumhuriyetçi Mick Fitzgerald arazi ve ücret mücadelelerinde doğrudan eylem pratiği ortaya koydu.
1919 ve 1920 yılları arasında İrlanda’da özgürlük hareketi ve işçi sorunları birbiriyle sıkı sıkıya bağlanmış bir direniş örneği sergilemekteydi.
Kurtuluş Savaşı, işçi sınıfının toplumsal düzene karşı meydan okumasına olumsuz anlamda etki etmedi. 1920 Ocak’ta gerçekleşen yerel seçimlerde İşçi Partisi, Sinn Fein’in 422, İttihatçıların 297 ve Milliyetçi Parti’nin 213’e karşı 324 koltuk kazanmasıyla bu gerçeklik kendisini ortaya koydu. Kısa bir süre için İrlanda’da sadece bağımsızlık değil, aynı zamanda işçi devrimi olasılığı da kendini göstermeye başlamıştı.

Unutulmuş Tarih

 

1916 ayaklanmasının üzerinden yıllar geçti. İrlanda devriminde gerçekleşmiş çoğu radikal olaylar sosyal düzene karşı gösterilmiş meydan okumalar olarak anılmıyor. Paskalya Ayaklanması üzerinden yürütülen tartışmalar genellikle milliyetçilik ve imparatorluğa karşı oluşan tepki içerisinde kısırlaşmış durumda.
Ancak İrlanda devrimci geçmişinin hayaletleri, yöneticilere sıkı sıkıya sarılmaya devam ediyor. Taoiseach Enda Kenny su ücretlerine karşı olan aktivistlere “mafya” lakabını uygun görüyor. 1910 yılında anti-sosyalist politikacı Robert Kane’in işçi sınıfa aldığı tutumla tıpatıp aynı olan bu tutum, her şeyi göz önüne seriyor.
Kane’e karşı o dönemin devrimci lideri James Connolly cevap olarak “siyasi bakımdan mafya kelimesinin halk tarafından anlaşılması bir değil” demişti.
“Sizin çete-mafya olarak tanımladığınız insanlar dünyayı dönüştürdü, insanca yaşanır hale getirmeye çalıştı. Kelebek vidaları, tekerlekleri ve yanan petrol çizmelerini,işkence şeridini cesaretle bir çırpıda süpürdüler {işkencede cesaretle direndiler.}. Mafyanın bu insancıl, medeni seviyesi ve yüksek itirazı her zaman soyluların ve kralların nefretine maruz kaldı.”
İrlanda’nın ulusal devriminde başkaldırı gibi, bağımsızlıktan fayda sağlayacak mülk sahibi erkekler de onlar için bir mücadele yürüttü. Yüz yıl sonra, bu sınıfa karşı toplumsal devrim için mücadele etmeye devam ediliyor.
Bu hırsa ve çabaya destek olmak için İrlanda’nın köklü devrimci geleneklerini hatırlamalı ve James Connolly’nin savunmasındaki son cümleyi hatırlamalıyız: “Hepinizi selamlıyorum. Mafyalar adına, her hücremizle devrimci mücadeleyi baki kılmak adına!

Ronan Burtenshow – Sean Byers

Çeviri: Gurban Musali – Şenol Çetin Demiral

 

 

*Çvr. Dipnotlar

1) 1798 İrlanda Ayaklanması- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvMTc5OF_EsHJsYW5kYV9BeWFrbGFubWFzxLE

2) Birlik Yasası- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQWN0c19vZl9Vbmlvbl8xODAw

3) Grattan Parlamentosu- http://www.libraryireland.com/HullHistory/Grattan2.php

4) Büyük Kıtlık(Patates Kıtlığı)- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQsO8ecO8a19LxLF0bMSxa18oxLBybGFuZGEp

5) Fenianlar- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRmVuaWFu

6) Home Ruler Party(Irısh Parliamentary)- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSXJpc2hfUGFybGlhbWVudGFyeV9QYXJ0eQ

7) Cizvitler- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvQ2l6dml0bGVy

8) John Redmond- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSm9obl9SZWRtb25k

9) James Conolly- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSmFtZXNfQ29ubm9sbHk

10) Ulster Birliği- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvVWxzdGVyX0Jpcmxpa19QYXJ0aXNp

11) Kızıl Bayrak- https://www.youtube.com/watch?v=obpd9uc5HVg

12) 1916 ayaklanması- http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvRWFzdGVyX1Jpc2luZw